Günaydın Gelecek
Gelecek mimarlarımızla 29. sayımızda bir kez daha buluşmanın mutluluğunu yaşarken ülkemizde işsizlik oranlarının tarihin en yüksek rakamlarına ulaşması özellikle de genç işsizlerin sayılarının her geçen gün katlanarak artması insan yetiştirme düzenimiz açısından son derece düşündürücüdür.
Türkiye’de işsiz sayısı geçen yıla göre 1.100.000 kişi artarak neredeyse 4.000.000 oldu. Kırsal alanda işsizlik oranı %12, şehirlerde ise bu oran %18’e yükseldi. Gençler arasındaki işsizlik oranı ise %30’a dayandı. Bu rakamlar liberal yazar Mehmet Altan’ı bile korkutmaya yetti. Kendi ifadesiyle “Rakamlar... Ürkütücü şekilde gürlüyor... Kırlar da zangırdıyor, kentler de... Çan, kampana, alarm... Hepsi birden çalıyor. Çoğunluğu kentlerde kümelenmiş, daha ziyade gençlerin oluşturduğu bu işsizler ordusunda terhis bitti mi? Ne gezer? Hükümet yıl sonunda işsizliğin %13,5 olmasını bekliyordu... Daha “bismillah” demeden %15 oldu. Üstelik... Bu veriler tarihî rekor ama yükseliş sanki yeni başladı...”
Bu durumun daha da kötüleşeceğini savunan Altan, söyle devam ediyor yorumuna: “Yılın ikinci yarısında mevsimsel etkilerle işsizlikte düşüş başlar mı? Ekonomik büyüme söz konusu olmayacaksa nasıl başlasın? Maalesef... Kısa vadede bir iyileşme yaşanması zor gibi... Güney Afrika da olmasa işsizlik oranında dünya şampiyonluğuna doğru gidiyoruz... Dünyanın en büyük işsizler ordusu olmaya az kaldı.”
Bu durum ülkemizde eğitimi ve okulları yeniden ve yeniden sorgulamamızı kaçınılmaz kılmaktadır. İş bekleyen, verilmesini ve kurtarılmayı bekleyen insan yetiştirme anlayışıyla böylesine hayati bir sorunu çözebilmek olası değildir. Aksine; girişken, üretici, yaratıcı ve uluslararası rekabetçi bir anlayışa sahip insan yetiştirmek esastır, böylesine bir sorunla başa çıkmada.
Herkesin “irkilmesi, ürkmesi, korkması, titremesi” gerekir bu sorun karşısında, en başta da eğitimcilerin. Eğitimciler, öğretmenler, üniversiteler, eğitim örgütleri yeni dünya düzeninde yeni değerler yaratacak insan yetiştirme düzenini oluşturabilmek için derhal harekete geçmeli ve tüm yetkilileri ayağa kaldırmalıdır yeni bir insan yetiştirme düzeni tesis etmek için.
Çünkü bu konuda geç kalmak gelecek nesilleri açlığa ve sefalete mahkum etmeyi göze almak demektir. Açlık ve sefalete muhtaç olmak ise insan onuruna yakışmayan olayların cereyan edeceğinin, insanların insanlık değerlerini bir kenara bırakıp yalnızca hayatta kalmalarını sağlayacak dürtülerinin peşinde koşacaklarının habercisidir. Bunun sonucu Atlan’ın deyimiyle sosyal bir depremdir. Bana göre ise kıyametin kopmasıdır.
En duyarlı olması gereken kesim ise gelecek mimarlarımızdır. Çünkü sorun doğrudan kendilerini de ilgilendirmektedir. Önce işsizler ordusuna katılmamak için kendilerini yeni dünya iş koşullarına hazırlamaları sonra da gelecek nesilleri aynı koşullara hazırlamak için gerekli vizyonu ve misyonu içselleştirmeli, bunun için her türlü yetenek, bilgi, beceri, anlayış ve değerlerle kendilerini donatmalıdırlar.
Kıyametin kopmasını önlemek gelecek mimarlarının beyinlerine, gönüllerine ve vicdanlarına bağlıdır.
Gelecek sayıda geleceğe günaydın deme cesareti gösterebilme dileğiyle . . .
Prof. Dr. Mehmet Durdu KARSLI |
|
|
|
|
|
JPAGE_CURRENT_OF_TOTAL |